| Perfil de İdil-Aysen-Semi...İdil-Aysen-Semih-PotukFotosBlogListas | Ayuda |
İdil-Aysen-Semih-PotukBir bebeği büyütürken |
||||||||||||||
|
20 octubre Paranın karşılığını verenler, vermeyenlerHerkesin bir yaşamı ve buna bağlı olarak yaşam tarzı, karekteri var. Bazısı şunu şunu aldım, bunu bunu giydim, buraya gittim, bunu pişirdim şeklinde blog yazıyor. Kimisinden faydalanıyorsunuz eğer size ve tarzınıza uyuyorsa, kimisini de okuyup geçiyorsunuz işinize yaramıyor.. Aman anacım, bir rahat, bir büyük kolaylık ki sorma gitsin! İdil'in yeni tuvalet eğitimi zamanlarında (sanki yıl geçmiş gibi ama 2 ay olmuştur en fazla 3 ay) dışarı çıkarken tuvalet bulma derdinde gene bez takıyorduk, eh, çocuğunda aklı karışıyordu. Sonra bunu bulduk ve hayatımız kurtuldu! Çok pahalı değil 30-35 civarı, yedek poşetleri de satılıyor. Küçük bir torbası var, alet içine katlanıp sığıyor. Parka gidiyoruz diyelim,
İdil'in önce kıyafetleri, sonra oyuncakları hep başkalarına verilir. O yüzden bazı şeyleri şimdi vermeden (bazılarını çoktaaaan verdim bile) aklıma düştü, belki birileri bunları okur, işine yarar bilgi edinir, o oyuncağı almadan vs diye yazayım dedim.
Benim verdiğim parayı en fazla hak eden şu sıralar her gördüğüme anlattığım seyyar tuvaletimiz..
![]() "anne ç.şim geldi" Hemen zırt alet çıkıyor, ayakları kıvrılarak özel poşeti geçiyor, İdil tuvalete oturur gibi oturuyor, ç.ş yapılıyor, bunun poşetindeki bir kısım özel jelli, sıvı hemen hapsoluyor, hop poşeti çıkar at! Üstü ıslandı, tuvalet bulamadım, arabadaydım derdi yok. Arabada bile hemen tık katla, çocuk yapsın tuvaletini. Alın bunu bana dua edin. Sonra doğumdan 6 aya kadar kullandığımız beşik. Ayakları var, sallanıyor, aynı zamanda tekerlekli odadan odaya sür, hafif ve az yer kaplıyor al yanında yatır yani. Benimki buna çok benzerdi.
Sonrasında park yatağa terfi ettik, o da çok güzel ama yatak kısmına sert destek gerekli çünkü altı dolu olmadığından bir müddet sonra bebeğin sırtı falan ağrıyor. Ama benim gibi araba kullanmayı bilmeyenlere bebek daha küçükken en çok kullandığım kangurum. Ellerin açıkta kalıyor, arabayı katladın, sürdün derdi yok. Hemde bebeğin en sevdiği şey olan tensel temas hat safhada!![]()
Pusetten yana hiç şansım olmadı. İlk puseti arkadaşım vermişti, çok kaliteli ama eşşek ölüsü gibi ağır! İkinci hafif puset aldım buna benzer Önce tek taraf diye ,bizi göremiyor olduğundan ağlaya zırlaya bir hal oldu, aylarca kullanamadık, çift taraflı başka puset aldım o da ağır! Sonra yazın bu benzeyene döndük, 4 ayda söküldü! 15 gün tamir için bekledim ve geçen aylarda pazar alışverişi+çocuk ağırlığını kaldıramayan puset intihar etti, attık. Parama YAZIK olan mallardan yani! Bunun dışında en az parayı verip te İdil'in en çok oynadığı oyuncan variller.
Burda da HARAM olsun diyeceğim, çift taraflı olan "aktivite oyuncağı" gibi afilli bir adla sattıkları ama bizim kızın NADİREN oynadığı KAZIK. Tam bu oyuncak değil ama mantık aynı, görüntüyü benzerini anlayabilin diye koyuyorum... Hiç unutmuyorum 129 TL verdiydim, HARAM ZIKKIM olsun diyorum! Oyuncak tanıtımında neden-sonuç ilşkisi- el-göz koordinasyonu gibi cafcaflı laflar vardı, kandım, habuki çok sıradan şeyler var, o paraya 4 oyuncak alırsın... Bizim kız gibi gece üstüne kış bile olsa damla örttürmeyen bir çocuğunuz varsa ve zarf tulumlarda hayatta uyumazsa alın size bir harika ürün daha..
Hem hafif, hem rahat sıkmıyor, hemde sıcacık.. Eğer bizim ki gibi ayağında çorap, ayakkabı, terlik tutmuyorsa çorap terlik. Bizde 2-3 tane var, yıka yıka giydir yapıyoruz. Bunların bazıları için "aman sende, ne var bunlarda? herkes biliyor" diyenleriniz için ben birazda kişisel tarihimizin hatırasını tuttuğumdan ilerde bakıp hatırlamak ve İdil içinde neler o zaman kullanılıyormuş onu göstermek açısından bunları yazıyorum. Yoksa çorap terlik çağın icadı ya da sadece benim bildiğim bir ürün diye koymuyorum onu da belirteyim.. Hala kullandığı, önce yürümek için dayandığı, şimdi evde bisiklet olarak kullanılan ilk arabalar.
Pahalı ama hala kullanılıyor, 2 yıldır üstünde zıplanıyor, merdiven oluyor ve daha çizilmedi bile! Bunun dışında yeni aldığım oyun çadırı. Epey büyük ama tüm dağınıklık onun içinde kalıyor, üstelik çok güzel görüntüsü var. "Evim" diyor oraya İdil.
Ayrıca dayısının aldığı-benim aldığım ucuz olmayan ama çok ta kazık olmayan ve hala 2-2.5 yıldır kullandığı oyuncaklar
Kıyafete gelince, genelde Nilgün'ün getirdiklerini kullanırız ama eğer bu seneki gibi elimizde stok kalmadıysa Gündelikler için - Civil Yabanlıklar için - Peros Hem kaliteliler, hemde fiyatları çok uygun. Yüzlerce model de çabası! Ayakkabı takıntım yok, hiç ortopedik tabanlı ayakkabı giymedi İdil. Doktor bu ortopedik tabanlılar için çocuğun basmasında destek sağladığından iyi değil dediği için bulduğum ve hoşuma giden ayakkabıları uygun fiyatlıysa alıyorum. Çünkü bir sezon ya kullanıyor ya kullanmıyor. Ama benim hiç paraya acımadığım ve en çok harcama yaptığım şey kitaplar. İdil'in epey bir kitabı var. Daha 3 aylıkken kitap almaya başladık ailecek, halen de alıyorum. En son gidip 100 milyonluk kitap alınca derviş bana delirmişim gibi baktı! En beğendiklerimiz şunlar ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bundan başka pahalı sayılıp ta fazla bir özelliği olmayanlar, alınmasa da olur'lar yani! ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Mesela Hansel ve Gretel sesli kitap diye tanıtılıyor ve tek çıkan ses yan taraftaki kauçuk bebeğin karnından çıkan vönk sesi, o da zorrrla. Ariel, hepi topu 5-6 sayfa. Teletubbies'ler de öyle. Prensesli piyano için özelliksiz diyemem, notalara renk vermişler, o renge basınca o nota çalıyor, ayrıca hafızasından da o şarkı çalıyor ama ben tam 45 Tl verdim, zırp pırt pili bitti, en son kendiliğinden bozuldu!! Sizinde varsa böyle faydalı kullandıklarınız verin tüyoları bakalım! Samim'in çekirdekleri-3 televizyon ve KıvançKonuyu baştan alalım değil mi?
3 televizyonu olan bir evde nasıl olurda insanlar sürekli şikayet eder?
Anneanne- odasındaki tv'yi yanlız başına seyretmek istemediği için salonda oturur ve MECBUREN İdil'in TRT Çocuk Kanalı- Barbie filmleriniz izlemek zorunda kalır ve şikayet eder.
Baba- Caaanım 82 ekran tv'sini kaybedip mutfakta 37 ekrana mahkum kaldığından sürekli şikayet eder. Reklama tahammülü yoktur, sürekli zaplar, aynı anda 4 film seyredip hepsini de anladığını iddia eder ve anlar!
Anne ve Deida- Bu durumda sürekli İdil'le oynamak veya mutfakta olmak zorunda kaldıklarından tepe sersemi konumundadırlar. Tek şansları İdil uyuduğunda mutfak tv'sinden kısık sesle dizi izlemektir. İdil'in odası mutfağa bitişiktir, ses gitmesin diye sessiz film izlerler. Şu fani dünyada yegane izlediğim dizi "Canım Ailem". ![]() Şimdi Salı geceleri evdeki durum şu, İdil'e salondaki 82 ekran açılır. Babanın eline kabak çekirdeği verilir. Anneanne odasında Sinan bilmemkimle Karadeniz Şov seyretmeye yollanır. Anne ve Deida mutfakta 37 ekranın kumandasına sıkı sıkı sarılıp (Derviş gıcıklık olsun diye reklam aralarında kumandayı alıp zaplar ve geri vermeyebilir diye) tırnaklarımızı kemire kemire, burnumuzu çeke çeke, onlar (oyuncular) güldükçe güle güle, romantik olunca "ayyy" diye diye oturuyoruz. İdil bu durumda Samim'in bize her hafta çekirdek gönderdiği sonucunu çıkardı ve sürekli "Bunu Samim'mi gönderdi anne" diyor. Cevaben yüzüne bile bakmadan "hıı hıı" diyorum.
Ben öyle Aşk-ı Memnu falan izlemem. Ne o öyle? Lüks evler hatta yalılar, arabalar, kıyafetler! Bizim rüyamızda bile görsek hayra yormayacağımız şeyler! Kimisi seviyor böyle şeyleri, ben sevmem. Ben gerçek insanlara ait gerçek şeyleri izlemek isterim. Aşk-ı Memnu'yu izlesem izlesem Kıvanç için izlerim ki
![]() o zamanda Adana'dan böyle bir şeyin çıkmasına rağmen benim neden gidip te Derviş'i bulduğum, neden daha geç dünyaya gelmediğim (Kıvanç'la yaş farkımız kaçtır bilmem ama herhalde anasına yakın yaştayımdır) ve komşu sayılmamıza rağmen (Dokuz Palmiyeler'de oturuyor bildiğim kadarıyla ve bize 2 durak) hiç görmememi düşünmekten o diziyi seyredemem bile!! Not : Foto sevgili malla'nın blogundandır
Ne zaman oturup ayağımızı uzatıp rahat rahat bir dizi seyredeceğiz? ASLA dediğinizi duyar gibiyim, duymayayım daha iyi! Umut fakirin ekmeği..
12 octubre Kara haftasonuKişisel tarihimizde kara haftasonumuz desem? Yaşadıklarımız yanında az mı kalır ki?? Ben zavallısı bu tiroid ameliyatından sonra dışardan almam gereken tiroid hormonunu doktorlar atom tedavisine kadar başlatmayınca hiçbir şeyden şüphelenmedim ama.. İşe başladığımın ertesi gününden başlayan YOĞUN, BEZDİRİCİ bir yorgunluk tepeme oturdu kaldı! O kadar ki gece tuvalete kalkamayacak kadar yorgunum. Sinir katsayım tavan kare üstü tavan sonsuz! O sabırlı, idare eden insan gitti yerine EN UFAK terslikte sinirlenen, üstelik yaptığının hatalı olduğunu BİLE BİLE sinirlenen, yersiz yersiz ağlayan, ağladıktan sonra ameliyat yeri şişen ve ağrıyan biri geldi! Durum bu kadar vahimken haftasonu ne oldu dersiniz? Cuma'ları artık çalışıyormuşuz, alışmıştım ben ne güzel 3 gün tatile, o kadar zorrrr geldi ki anlatamam, neyse Cuma gecesi yorgun argın evdeyim. İdil oynamak istiyor, derviş 19.30'da aradı "ben daha karşıdayım, geç kalıcam" dedi. Saat oldu 20.30 derviş yok, aradım, telefon çalıyor çalıyor açılmıyor. 21.00'de bir daha telefon açıyorum gene cevap yok. Hemen muhtelif senaryolar üretiyorum, KESİN trafik kazası oldu! Birazdan bir polis açacak telefonu, diyecek bir kaza oldu! Saat 21.30, hala telefona ses yok. O saatten sonra dakika başı arıyorum ama hala telefon sahibi sağır. 21.50 İdil ordan burdan atlıyor, zıplıyor, ben elimde telefon zigon sehpanın önündeyim, Deida arkamda elinde çamaşırlar, Potuk yanımda. Tam o sırada salise içinde İdil kayıyor ve burnunu zigonun sivri köşesine gömüyor. Acıdan çığlık bile atamıyor, ben hemen telefonu atıyorum yere, Deida çamaşırları! Kapıyorum İdil'i, neresine ne oldu bakmak için ama o kadar çığlık atarak yüzünü saklıyor ki, aklım yerinde değil artık. Ses tonum hala sakin "Bakayım kızım, neren acıdı, ne oldu?" O sırada elime kan geliyor! Neresi kanıyor şimdi diye bakarken burnundan kan boşaldığını görüyorum. Adam evde yok, bende ehliyet yok, nasıl yapsam? Aklıma dervişin en iyi ve tek arkadaşı kapı komşumuz Burak geliyor, kapıp çocuğu Burak'a gideceğim ama önce kanamayı halletmek lazım. Deida "başını arkaya yatıralım" diyor. Gittiğim ilkyardım kursunda bunun YANLIŞ olduğunu anlatmışlardı. AKSİNE ya başını öne eğip kanamanın durmasını bekleyecekmişiz yada başı normalken burun deliklerini sıkıp biraz bekleyip tampon görevi görecekmişiz. Ben başını eğiyorum İdil'in. Annem ve Deida panik halindeler. İdil zaten ağlıyor avaz avaz. "Sakin olun" diyorum yumuşakça "Geçicek annem şimdi" diyorum, kanı İdil'e göstermiyorum ki daha fena korkmasın. Kan duruyor 5 dakika içinde, ya doğrusunu yaptığım için ya da kanın durası vardı bilemiyorum. O saniye derviş içeri giriyor, bizi görünce "niye açmıyorsun telefonu" diyorum ama kızgın bir sesle değil, sonra "neyse" diyorum, İdil'e bakıyorum, burun şiş ve şekli bir tuhaf! Kırılmış mı acaba? Hemen "arabayı al, doğru doktora" diyorum. İdil ağlıyor "nereye gidiyoruz?" "Gece açık bir park varmış kızım, oraya gidicez" Susuyor "Park mı? Açık mıymış?" "Öyle demişler babana, bir gidip bakalım bence" diyorum. Hemen portatif tuvalet, yedek kıyafet ve çamaşır, nüfus cüzdanı alıp fırlıyoruz. Hastanede 2 çocuk daha var, gittiğimiz bölümde 24 saat çocuk doktoru var. Sıra gelene kadar İdil'de ne ağlama var, ne kanama. Akvaryuma baktırıyorum. Balıkların renklerinden, gözlerinden bahsediyoruz. İçimde kopanları kimse bilemez. Ya kırıldıysa çocuğun burnu? Oraya ne yaparlar ki acaba? Sıra bize gelmesiyle İdil gene feryat figan! Durumu anlatıyorum kısaca "Kanama devam etseydi biz ona müdahale edebilirdik ama burun bizim uzmanlık alanımız değil, siz en iyisi bir KBB uzmanına gidin" diyorlar. Açık ve bu saatte nöbetçi KBB uzmanı nerde var araştırırken yan binalarında yani asıl hastanede tesadüfen o gece KBB uzmanının nöbette olduğunu öğrenip hızla oraya gidiyoruz. Muayenede burunda bir kemik bir de kıkırdak doku olduğunu, bunlarda kemik için röntgen, kıkırdak içinse burunun içinde kamera takılı sivri bir şey sokulması gerektiğini öğreniyoruz. Sivri kamera burnumuza girsin diye İdil'le ikna çalışmasına giriyorlar. "Ayıcığın burnuna bakalım mı?" vs İdil bu, hayatta ikna olmaz! "Konuşarak vakit kaybederiz" diyorum "ben tutarım, siz bakın" Derviş bu arada merdivenlere yığılmış vaziyette! İdil'in bacaklarını iki bacağımın arasına sıkıştırıyorum, iki elini bir elimle sıkı sıkı tutuyorum, diğer elimle alınından tutup başını çevirmesini engelliyorum. Zor bela ağlamalar eşliğinde burna kamera sokuluyor, kıkırdak SAĞLAM. Sırada röntgen var. Aşağı iniyoruz, İdil'i ikna etmek mümkün değil. Nasıl ağlıyor anlatamam! Sıkıntıdan ter içinde. Röntgen görevlisi ayıcıkla yan yana yatarak çekelim, ayakta çekelim , annenin kucağında çekelim diyor ama mümkün değil. Anne yaratıcılığı devrede. "Ben ve İdil başımızı birbirimize yapıştıralım, siz röntgeni araya koyun, ben onu tutarım" diyorum. O şekil 3 kez röntgen deneniyor, 3. en nihayet görüntü yakalanıyor. Yukarı tekrar çıkmadan İdil'in üstünü değiştiriyorum, çünkü terden hasta olacak bu sefer, hem de biraz nefes alsın. Derviş bayıldı-bayılacak. Doktora çıkıp röntgeni gösteriyoruz, kemik SAĞLAM. "Yarın yine gelin, gece da kanama olabilir ama belki sabaha kıkırdak çökebilir, eğer öyleyse ufak bir operasyon yaparız, 3 saat önceden aç olsun, narkoz altında bu operasyon olacak" diyorlar! O andan itibaren ayaklarım yerde değil artık. Çıkıyoruz, ilaçları almak için eczane arıyoruz, alıyoruz ancak bu arada İdil'in ç.şi geliyor, yaparken arabayı ve üstünü ç.ş yapıyor, bu arada MÜTEMADİYEN ARALIKSIZ konuşuyor. "Ay dede nerde, park nerde, niye gitmedik, doktor bana bakmasın, burnuma bakmasınlar, babam nerde, burası neresi, kimle yatıcam akşam" vs vs. İlaçları alıp eve geliyoruz. Saat 00.30.Özellikle bir damla önemli dedikleri için zorla gene ağlayarak o damlayı yapıyoruz. Yatıyoruz. Tabii bende uyku ne gezer? Acaba baksam mı, kanama var mı, kapıları kapalı, ya açınca uyanırsa, çocuk zaten perişan oldu, bari uykusunu alsın diye düşüne düşüne sabahı ediyorum. Çok şükür kanama yok. Fakat benim ameliyat yerim şişiyor ve ağrım var. Sabah tekrar doktordayız, çok şükür operasyon falan yok, çıkıp teyzemize gidiyoruz. Akşam Deida'nın izin günü. Bir süredir aynı yatakta yattıkları için geceleri sadece onunla uyuyordu. Geçen hafta ki izin gününde biraz mırın kırın etti ama sonunda benimle beraber ağlamadan uyumuştu. Fakat bu hafta mümkün değil. Yemeğe Burak'lara gitmiştik, orda kedilerle oynadı, öğlende uyumadığı için yere attığı minderlerde uyuyacaktı. "Ben kızı alıp gideyim, biz uyuyalım, siz sonra gelirsiniz" diyorum dervişle anneme. Eve giriyoruz ama İdil benle değil Deida'sıyla uyumak istiyor. "Annecim, bak bugün Deida izinli, hani biz çalışınca yorulduğumuz için haftasonları izin yapıyoruz, evdeyiz ya, o da bugün İrma'ya gitti. Hep gidiyor ya İrma'ya, yarın sabah gelecek, biz uyanınca bakacağız ki Deida gelmiş, hadi uyuyalım" Mümkün değil. Ağlamalar, içini çeke çeke ağlamalar. Meme protezini çıkarıp, pijamamı giyiyorum, daha fena ağlıyor. "Bilgisayarda oyun oynayalım" diyorum susar gibi oluyor, tekrar başlıyor ağlamaya. O kadar bunalmışım ki kendimi pencereden atasım geliyor. Tekrar gidip meme protezini takıyorum ki gidip annemleri alayım Burak'lardan. "Baba bizi arabayla gezdirsin mi kuzum" diyorum, susuyor. Hemen Burak'ların kapısını çalıp dervişi ve annemi alıyorum. Arabayla geziyoruz, gene biraz çene yapıyor ama beklenen sonuç, arabada sızıyor. Ben bu arada arka koltukta anneme çaktırmadan zırıl zırıl ağlıyorum. Uyanma ihtimalini bertaraf etmek için biraz daha geziyoruz. Arabanın otoparka girmesiyle geri uyanıyor. Koşar adım eve gidip yatağa yatıyoruz ama gene Deida aşkı tutuyor. Bekliyorum belki uyku ağır gelir sızar diye ama ağlayarak uykusunu açıyor. "Hadi" diyorum dervişe gidip Deida'yı alıyoruz kaldığı yerden. Onlar sarmaş dolaş yatıyor ve uyuyorlar ama bende 2. gece YİNE uykusuz. Sabah yoğun baş ağrısı ve şiddetli şiş ameliyat yeri- ağrıları yüzünden suratım beş karış. Dervişle alışverişe gidiyoruz, dönüşte ablamı da alıp bize geliyoruz. Çay yapıp içiyoruz, sonra da babamın mezarına gideceğiz. Fakat bu sefer Deida anneme bize ne kadar kırıldığını anlatmış, annem bunu bize anlatarak zaten ip gibi olan sinirimi daha da geriyor. "Tamam boşver bunu" diyorum, ama annem hala açıklama kısmı yapıyor "Anne, tamam dedi ya çocuk" diyor ablam. Kabrin başında dua ediyoruz, eve geliyoruz. İdil bu hafta hiç parka gitmedi di mi? O kadar yorgun halimle onu alıp parka götürüyorum. Orda Deida ile konuşup olayı bağlıyorum. Eve geldiğimizde saat 19.20. Şimdi bu bizim kara haftasonumuz değil de NE? DoğrularDoğruları yazmak değil mi benim derdim? Belki sonradan başına gelecek olan olur, nasıldır, ne hissedilir falan yazalım değil mi? Yorumlarınızda diyorsunuz ki "güçlüsün", aslında değilim... Sonucu aldığımda artık deneyimli olduğumdan kanser olduğunu anladım.. Bir-iki saniye sendeledim, sonra sanki ayaklarım yerden kesildi. Havada mıyım, yerde miyim bilmeden yürüdüm, insanlar yanımdan geçerken sanki ben dünya dışı bir yerden gelmişim, içimden geçip gidiyorlar gibi geldi... Minibüste yol falan unuttum, kafamda planlar, tilkiler dolandı durdu... Anneme birşey belli etmemek, kızımın psikolojisini bozmamak için hiçbirşey olmamış gibi davrandım. Gece yattığımızda o tuttuğum yaşlar sel oldu.. İlkinde olduğu gibi 2.sinde de gene derviş kaya gibi yanımdaydı, elimi tuttu, uzun saatler hiç konuşmadan el ele yattık... Sabah işyerindekilere durumu anlattım, öğlen izin alıp işlerimi hallettim. Cuma ablamla beraber doktora gidip ameliyat günü aldık, cumartesi alışveriş-potuk'un veteriner işi- pazar bayram.. Kafam başka yerlerdeyken bayram kutlaması yapmak, normal konuşmak zor ama bir yandan da kendimi koyvermeme engel oluyor.. Bayram biter bitmez ameliyat, 41 yaşımda 10. ameliyat, geçen sene Mayıs'tan beri 3.ameliyat! Yılmışım doktordan, tahlilden, hastaneden! Bıraksalar beni, ellemeseler, artık ne olacaksa olsa!! Olmuyor, İdil var, Potuk var.. var da var! Gece yanımda derviş kalıyor, ablam zaten bütün gün benimleydi, yengem ve abimde geldiler hem sabah hem akşam. Yeğenim kırık eliyle geldi beni görmeye.. Ailecek gene gülüyoruz, gene sohbet muhabbet.. Ölmedik daha bea! Her seferinde ameliyathaneden çıkmadan ayılan ben bu sefer uyur durumdayım. Duyuyorum tüm konuşulanları ama kendimi açıp cevap veremiyorum..Sonra koyveriyorum, uyuyorum, iyi geliyor... Bu arada derviş ve ablam döner ısmarlıyorlar, duyuyorum seslerini ama uyur-uyanık vaziyetteyim.. Bir süre sonra ayılıyorum ve "ulan bensiz döner yediniz, di mi?" diyorum Derviş ablama "ben sana dediydim abla, bu şişko kesin uyumuyodur dediydim di mi?" demez mi!! (çok kötü bir anlatım oldu ama orjinali böyle gelişti dialogun, ben ne yapayım?) Ertesi gün eve geldik, annemin endişeli bakışları, kızımın anlamaya çalışan bakışları... Öğlen uykuya yatarken Deida'ya "zavallı annem, çok hasta di mi?" demiş.. Halbuki ben yatakta bile yatmadım ki o üzülmesin diye. Evdeki 3.lü kanapeye yatıyorum. Dibime geliyor, hamurlarla oynuyoruz.. Sonraki günlerde Kadıköy'e gezmeye bile iniyoruz ablamla... Bazı geceler gene ağlıyorum salya-sümük, bazı geceler totomu devirip uyuyorum. Ama her seferinde derviş gene elimi tutuyor, öyle uyuyabiliyorum.. Bazen daha fazla devam edemeyeceğimi, ayakta bile duramayacağımı düşünüyorum, bazen heyooo tutmayın beni havasındayım.. Bugün annem ve ablamla Kadıköy'e gittiğimizde ablama "Baylan'da cup griye yemeden şurdan şuraya gitmem" diyorum.. İnsanoğlu işte, hep ağlamak, hep gülmek yok... Şimdi tek derdim şu 15 günü İdil'in psikolojisini bozmadan atlatmak. Odadan dışarı çıkmayacağım, gürültü yapmayacağım ki evde olduğumu anlamasın.. Odaya sadece yemek vermek için annemin girmesine izin var, yaşı 60 üstü olduğu için ona radyasyonun zararı daha az.. Bu arada kıyafetleri de atmamız gerekiyormuş, o yüzden pazardan uyduruk eşortman altı ve t-shirt alıp sonra onları atacağım.. Bakalım.. Böyle işte, bazen kahkaha, bazen gözyaşı.. Pazartesi iş başı.. Biraz da işteki stres beni endişelendiriyor.. Acaba diyorum, çıksam mı? Sonra çıkarsam maddi olarak zorlanırım, o da beni strese sokar. Kır k.çını otur yerine diyorum o zamanda.. Son haberlerBayramın ertesi günü ameliyat oldum, kanserli olan nodüller ve kanserli olan tiroidin tamamı alındı. Ameliyat esnasında yüksek tansiyon nedeniyle 40 dk sürmesi beklenen ameliyat 2.5 saat sürdü. Ertesi gün taburcu oldum, şimdi evdeyim. Pazartesi işe başlıyorum. Bugün gittiğimiz nükleer tıp uzmanı yaranın iyileşmesi ve tiroid seviyesinin düzelmesi için 3 hafta bekleyeceğimizi, sonraki bir hafta özel bir iyot rejimi uygulayacağımı, sonra yapılacak kan tahlilinde eğer istenen seviye bulunursa özel bir ilaç verilerek 2 gün hastanede yatacağımı söyledi. İlacın seviyesi düştüğünde taburcu olup 15 gün insanlarla temas etmeden- özellikle de kızımla- yediklerime ait tabak-çanak atılarak, ayrı tuvalet kullanarak, kıyafetlerim biriktirilip ayrı yıkanarak izole edileceğim. En zoru bu olacak ama çok şükür kemoterapi almayacağım... Odama kendimi kitleyeceğim ki İdil beni görmesin, yemekleri zaten Deida yapıyor, bana kapıdan verecek. Tabii Potuk'tan da ayrı kalacağım... Allah'tan derviş internet bağlattı eve, artık 24 saat bloglarda gezerim ne yapayım? Kitap okurum, kısık sesle tv seyrederim... Sayılı gün ya, geçer.. Sevindirici haber bu kanser türü öldürücü değilmiş.. Tüm dostlara özellikle Semra'cıma, Funda'cıma, Figen'cime, Ebru'cuma ve tüm güzel yorumları bırakarak bana moral veren herkese sonsuz teşekkürler.. Rabbim tüm hastalara ACİL HAYIRLI ŞİFALAR versin inşallah 16 septiembre 2.kanser savaşım başladı32 yaş- meme kanseri 9 yıl sonra kabus bitti derken 41 yaş - tiroid kanseri. İçime doğmuştu, sıkıntısı ne zamandır vardı... Raporu okur okumaz anladım. Onkologumda doğru anladığımı söyledi. 2.kanser savaşına bugün itibarıyla başlıyorum. Sevgili ailem ve derviş gene kriz toplantıları ile arkamdalar, anneme gene söylemeyeceğim, tedavinin nasıl olacağı ameliyattan sonra gelecek patoloji raporunda belli olacak, ne kadar sürer, ne olur, radyoterapi mi, kemoterapi mi, ikisi birden mi, kızımdan ne kadar ayrı kalacağım hepsi şu an soru işareti... Buralarda uzun süre olmayacağım... Herkese sağlıklı günler diliyorum en başta kendime... 41 yaş+10 yılBlogumuzun 200.yazısı da bu olsun. Yazmadığım dönemde 41. yaşıma girdim, evliliğiminde 10 yılı bitti. 41 yaşında biri ne hisseder derseniz? Herkes bir yerlerden çekiştirdiği için, Herkesi ayrı ayrı idare edip, ayrı ayrı pohpohladığı için, Sinirli olanları yatıştırmak, bu arada kendi sinirlenmemek zorunda kaldığı için YORGUN Hak etmediği bazı şeyler -hemde en yakın dostundan- yaşadığı için ÇOK ÜZGÜN Sağlıkla ilgili gene bir problem çıktığı için CANI SIKKIN ve KORKARAK BEKLEYEN Kızı 2.5 yaş bunalımlarının doruğunda olduğu, 1 aydır uyutma-hatta banyo yaptırma konusunda Deida'sını kendisine tercih ettiği için KIRGIN AMA GÖSTERMEMEYE ÇALIŞAN İş yerinde her yönden gelen saçma sapan isteklere, direktiflere, yönlendirmelere SİNİR OLAN AMA SUSMAK ZORUNDA KALAN Evdeki bütçeyi hiçbir zaman denkleştiremediği, tasarruf yaptığı halde her ay bir elektronik aleti bozulup en az 300 TL masraf çıkarttığı için KENDİNDEN KUŞKU DUYAN Her sabah -her akşam- hergün-her ay-her yıl birbirinin aynı sıkkınlıkta, aynı eziyetlerle hatta artarak geçiyor gibi hissettiğinden BEZGİN Her sabah bu bezginliği maskelemek, yoluna devam edebilmek için harcadığı o yoğuuuuuuunn çabadan SUSKUN... Benimki en azından böyle, daha iyi hisseden varsa ne mutlu.. 10 agosto Büyümek-yaşlanmakBugün fazla söz yok, resimler var...
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kim derdi ki bu yukardaki şahıs bir gün gelecek ve (dün akşam) Garfield dvd'si seyrederken
"Benim Gaafiidi aramam geyek, sen de gel annesi" diyecek, sonra evde
"Gaafiiidddd" diye seslenecek, sonra filmde Garfield'e bakıp
"Ah, ordaydın demek" diyecek, beni dumur edecek!
Zaman su gibi akıyor!!! Sadece o mu?
Şu aşağıdaki deli dumrul, durulacak, gününün çoğunu koltuk tepelerinde uyuklayarak, yerlere serili olarak geçirecek? Yaşlandın be oğlum! Daha dün eve gelmemişmiydin? Heyecanla bütün yerlere işememişmiydin? Kaç vileda heba etmiştik, kaç ton gazete kağıdı kullanmıştık sana tuvalet eğitimi vereceğiz diye? ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() YAŞLANIYORUM BEN... Eminim artık... 04 agosto Bu da bana kapak olsunBugüne kadar yani 31 aydır, ameliyatlı bile olsam, belim tutulmuş bile olsa, gripten gebersem, burnum çeşme gibi aksa bile ille de benim onu uyutmamı isteyen İdil zillisi, geçen hafta "Beni Deidam uyutsun" "Sen git, kendi yatağında uyu" Demez mi? Der! Hemen koşa koşa kendimi yatağa attım, ama feci bozuldum, ulen o kadar hastayken neden bu Deida aşkın tutmadı! Doğal olarak uyku tutmadı beni... Ya bu hep devam ederse? E, Deida hepi sonu gidecek memleketine! Biz o zaman ne halt edeceğiz? Nitekim izin gününde gece kalmalı gitti, neyse evde olmayınca fazla problem çıkarmadı bizim kız. Ama sabaha karşı uyanıpta yanındaki yatağa gidince ve Deida'yı orda görmeyince avaz avaz ağladı... "Gel kızım, hadi kızım" vs hiç işe yaramadı. Kendini halının üstüne attı ve "Ben ağlıycam, yatmıycam" dedi "Tamam o zaman annecim, sen ağla, bitince ağlaman beni çağırırsın" dedim ve yatağa tıpış tıpış gitti. Ondan sonra 2 gün gene beni istedi, dün gece gene Deida'yı. 22.40'ta başlayan yatırma maceramızda 23.15'te beni değil, Deida'yı istediğine kanaat getirdi. Bu arada benden 2 masal dinlemişti, duş almıştı, dişini fırçalamıştı,bezi bağlandığı halde 2 kez bezini çözdürüp tuvalete gitmiştik.. Not düşeyim, geçen hafta kendiliğinden lazımlığı değil, tuvaleti kullanmayı istemiş. Aldığımız adaptörleri falan da istememiş, biz kollarından tutuyoruz ve tuvalete yapıyor... Deida içeri girdi, tabii bizimkinin çene açıldı! 5 kez tuvalete gittiler, 2 kez oyuncaklar için ağladı, bu arada kulağım orda yatıyorum. Bekleyeyim dedim, odaya girmeyeyim. Deida kızıyor "yat uyu,kapa gözlerini" diye Bizimki "Gergedan da benle uyusun, şarkı söyle, sırtımı tut" vs diye konuşuyor duruyor. Yanlarına gittim, bizimki Deida'nın yatağa yatmış, gene yatağa oyuncakları doldurmuş! Hemen alıp kendi yatağına yatırdım, tabii bu arada "Sen Gürcistan'a git" "Kendi yatağında uyu" gibi birkaç kez kovuldum ama olsun dedim. Ağladı, ağladı,ağladı "Masal istemem, anlatma" dedi "Şarkı söyleme" dedi Bende ona "Kuzum, şimdi uyku saati, bak Deida'nda yorgun, herkes uyumalı ki dinlenmeli. Deida'nda dinlensin, yazık değil mi kadına? Bundan sonra ne yapalım biliyor musun? Ben gene seni yatırayım, Deida'n işi bitince gene gelip burda yatsın. Tamam mı?" dedim. Dinledi, düşündü ama arada gene ağladı. Deida'yı balkona yolladım, gidip bir sigara içsin diye Gene ağlamaya devam bizimki! O sırada baba kapıdan "Bir daha sesini duymayacağım, çabuk yat uyu" dedi. Küt diye kendini yatağa attı, arkasını döndü ve uyudu! Saat 00.45! Bende kendimi yatağa attım ama uykum kaçtı bir kere! O kadar döndüm ki sefil Potuş bile yere attı kendini ve uykusuna orda devam etti. Bir süre sonra artık beni değil arkadaşlarını tercih edecek, bana değil onlara ihtiyacı olacak. Sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum.. Hatalı mıyım?Ne zormuş bu işler... Hangisi doğru bilmiyorum ki? Tatilde bir kez daha kendi kendimi yedim, kim doğrusunu yapıyor, ben mi hatalıyım? Ben İdil'i sevgi pıtırcığı gibi yetiştirmek istemiyorum ama öyle vurdu-kırdı bir tip olsun HİÇ istemiyorum. Kendinden 6 ay küçük eltimin kızı cevval demiştim ya, öyle cevval ki anlatılmaz. Tatile giderken evden hiç oyuncak almadım. Bazı yeni kitaplar ve 2 tane patates kafa aldım ki biri ile İdil oynasın, diğeri ile Elif diye. Tabii orda kitaplar ve patates kafalar için kavga çıktı. Benim yaklaşımım "Annecim, Elif daha küçük, o yüzden bırak o alsın, nasıl olsa sonra sıkılıyor, sen o zaman alırsın. Bak, zaten aynı kitaptan/patates kafadan var burda, sen de onu al" şeklinde iken diğer taraftan HİİÇ ses gelmiyordu. Benim saf kızımda her seferinde Elif çığlık çığlığa İdil'in elinden birşey kaptığında "Anne, üzüldü mü Elif?" diye sordu durdu. Bende "Evet annecim, yazık üzüldü, bırak sen o kitabı/patates kafayı" dedim. Zaten aynı evde 1 hafta kayınvalide/görümce/elti/ben/3 çocuk, delirme aşamasındaydım, daha fazla tatsızlık çıkmasın diye mevzuyu uzatmadım. Parklarda bugüne kadar zaten hiçbir oyuncağa binmeyen İdil, tatilde parklara alıştı, eve döndüğümde bizim evin yakınındaki parka gittik. Bazı çocuklar sıra falan bilmeden, önündeki çocuğu ezip geçerek oyuncaklara biniyor, kaydıraktan kayarken aşağıda başka çocuk var mı bakmıyor bile! Sadece ben ve Deida bir de başka bir anne kaydırağın başındaydık, diğerleri başka annelerle dedikodu yapıyordu. Çocuklara sadece "beklermisin lütfen, sıra bizdeydi" falan gibi nazik ifadeler kullandık ama tabii hiç işe yaramadı... Nasıl kendisini korumayı öğreteceğim? Ben parka gelen bebekler sadece salıncakta sallanabilir diye İdil'i biraz sallandırdıktan sonra "Annecim, bak kardeş geldi, o daha küçük, salıncaktan biz inelim, o binsin, biz nasıl olsa başka oyuncaklara binebiliriz ama bebek binemez" deyip indiriyorum ama o gün parkta bir Allah'ın kulu saatlerce salıncakta 2-3 kişi beraber sallanan büyük (okula giden) kızlarını inmesi için uyarmadı! Annemin bize verdiği terbiyeden HİÇ AMA HİÇ memnun olmadığımı her zaman söylerim, "büyüğündür, sus, cevap verme" diye diye hiçbir durumda hakkımı arayamam ben. Ne iş yerinde, ne özel hayatımda birisi bana hatalı yaklaştığında kendimi savunamam. Olay olup bitip aradan süre geçtikten sonra "keşke şunu şunu söyleseydim" derim ama olay anında dut yemiş bülbüle dönerim.. Şimdi İdil'i de böyle yetiştirmek istemiyorum ama başkasının hakkına saygı duymayı, küçükleri, zayıfları korumayı öğrensin istiyorum. Nedir bunun arası? Var mıdır böyle bir ara yer? Nasıl yapmalı? Ben mi hatalıyım? Doğrusu ne bu işlerin? Deneyimli anneler YARDIM EDİN LÜTFEN!
|
|
||||||||||||
|
|